AKÖREN

Yazı Boyutu :

TARİHÇE

Rivayetlere göre buranın gür ormanlarla kaplı ve çok miktarda av hayvanlarının olması nedeni ile “AVVURAN” veya “AVVEREN” daha sonları da “AVREN” olarak adlandırıldığı çevresindeki yedi viraneden gelen halkın bugünkü yerleşim yerinde toplanması ile “AKVİRAN” olarak adının değişikliğe uğradığı 1961 yılında ise çıkarılan kanun gereğince “AKÖREN” olarak adı resmen tescil olunmuştur.

NEOLİTİK DEVİRDE AVREN

Arkeolojik veriler incelendiğinde Akören ve çevresinin yazılı tarih öncesine dayanan bir geçmişi olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere Anadolu daki en eski kent Akören’e 49 Km uzaklıktaki Çatalhüyük’tür. Çatalhüyük’te yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan buluntular M.Ö. 7000-6500 yıllarına kadar dayanmakta ve arkeoloji literatüründe neolitik çağ (Yontmataş ve Cilalıtaş devri) olarak bilinen dönemi kapsamaktadır. Anadolunun en eski kenti olan Çatalhüyük’e çok yakın olan Akören’in geçmişide çok eski tarihlere kadar uzanmış olmalıdır.

Çatalhüyük’ten Akören’e doğru gelindiğinde karşılaştığımız Alibeyhüyüğü ve Alan köyü yakınlarındaki Karahüyük ile Çomaklar hüyüğünde yapılan araştırmalar Akören ve çevresinin tarihi hakkında yeterli bilgi sunmaktadır. Bu hüyüklerden M.Ö. 3000 ve 2000 yıllarına ait olduğu sanılan seramik buluntuları ile Hititlere ait buluntular bölgenin tarihini çok eskilere uzandırmakta ve eski Tunç çağı ile Hitit çağının bölgedeki varlığını ispatlamaktadır.

Bölgede yapılan epigrafik araştırmalar sonucu Akören yakınındaki Akçeşmede bulunan grek alfabesi ile yazılmış eserler bölgenin Roma ve Bizans çağında da iskana sahne olduğunu belgelemektedir. Bugünkü Sağlık Ocağının olduğu yerde “Gavurlar Hamamı” denilen hamamın yıkıntıları yakın bir zamana kadar mevcuttu.

Konya Akören arasındaki Hatunsaray yakınındaki Gökyurt (Gilisra-Lystra) antik kenti Roma İmparatoru Augustus’un Anadolu da kurduğu önemli beş koloniden birisidir ki bu kent Akören çevresindeki Roma uygarlığının önemli bir delilidir. Ayrıca İlçemizdeki temel kazıları sırasında bulunan eserler, özellikle Horozun Tepesi olarak bilinen mevkii de temel kazılarında bulunan cam, gözyaşı şişeleri, pişmiş toprak kap kırıkları Akören’in Roma dönemi için önemli bir belgedir.

Hastane yapımı sırasında temel kazısında aynı şekilde Roma dönemi için özellikler gösteren cam ve seramikten yapılmış eserler bulunduğu yerli halk tarafından ifade edilmekte olup, Akören’de Roma dönemi yerleşmesinin varlığını pekiştirmektedir.

Geçmiş yıllarda Akören ve çevresini gezerek araştırmalar yapan ve araştırmalarını yayınlayan Arkeolog epgrafistlerden edindiğimiz bilgilere göre; Akçeşme de bulunan yazılı eserler burada Bizans dönemine ait bir kent olduğunu göstermekte ve özellikle bir yazılı eser diğerlerine göre daha önemli olup kentin adından bahsetmektedir.

İlçe merkezindeki bazı binaların temellerinde görülen antik dönem mimari parçalar Bizans dönemine ait olup büyük bir ihtimalle civarındaki örenlerden sökülüp getirmişlerdir. Bu tür mimari parçalarda bölgenin Bizans döneminde de iskana sahne olduğunun ayrı bir belgesidir.

Akören’e yaklaşık 3 Km. uzaklıkta bulunan Orhaniye köyünün Ertaş Boğazı mevkiinde Bizans döneminden kalan ve antik adının “DİNORNA” olduğu bilinen kent de Bizans iskanının ayrı bir delili dir. Arkeoljik kazılara dayanılarak Akören’de Hitit yerleşiminin olduğu rivayet edilmektedir. (1)

ANADOLUNUN FETHİNDEN SONRA AKVİRAN

Bilindiği üzere Anadolu 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan tarafından fethedilmiş ve asırlardır bir vatan arayışı içinde olan Türklere bugünkü yaşadığımız güzel vatanı sağlamıştır. Sultan Alpaslan “Size öyle bir yol buldum ki, burası ebediyen Türk Yurdu olarak kalacaktır” diyerek mahiyetindeki Komutan ve Beylere Anadolu nun kısa zamanda Türkleştirilmesi görevini vermiştir. Bu yüce emri alan Komutanlar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gelerek yerleşmişlerdir. Bu yerleşimler sırasında Anadoluya gelen Oğuz boyuna mensup Türk Boyları gittikleri ve yerleştikleri sahaların da ismi kendi boylarının isimleri olmuştur. Günümüzde halen Kayı Beleni ve Bayındır olarak anılan bu mevkii de Oğuzların Bayındır ve Kayıboylarının iskanına sahne olduğunun bir göstergesidir. Bu yer adları bu günde hala isimle kullanılmaktadır. (2)

Oğuzların sol kolu olan Üçokların Bayındır boyundan ve Oğuzların sağ kolu olan Bozok koluna ait Kayı Boyundan 7 aile (Ertuğrul Gazinin yakın akrabası Bayındır hatun idaresinde ve sorumluluğundan gelip yerleşmişlerdir) Akviran’ın kuzey batısında Akçeşme denilen mevkinin üstündeki Kayı Beleni sırtlarındaki alana yerleşmişlerdir. Bu ailenin yerleşim merkezleri; Akçeşme, Bayındır, Yukarı yarımca, Aşağı Yarımca, Ertaş Boğazı, Mihrap, Kayı Beleni diye adlandırılan mevkilerdir. Bu mevkilerde ikamet eden Bayındır ve Kayı Boylarının sancağı Konya kazası ise, Hatunsaray idi. (3)

Adı geçen boyların kendilerine ait damgaları da mevcut idi. Her ailenin mülkiyet hakkını ifade etmek diğer ailelerin ve obaların mallarından kendi mallarını ayırt edebilmek içinde koyun ve keçilerin kulaklarına hasırdan bellik dikerler veya aynı şekilde işlenmiş demir parçalarını ateşte kızdırarak hayvanların kulaklarına basarlardı. Bu gelenek Akören de bugünde sürdürülmektedir. (4)

Sözü edilen Akçeşme, Bayındır, Yukarı Yarımca, Aşağı Yarımca, Ertaş Boğazı, Mihrap, Kayı Beleni olarak adlandırılan mevkilere yerleşen Kayı ve Bayındır boylarına ait 7 ailenin lakap adları şöyledir. Karaahmetler, Karahimmetler, Karaosmanlar, Karamustafalar, Karaveliler, Karamehmetler, Karahaliller. (5). Bütün bu lakap olarak adlandırılan (Kara) lakabı mutemelen Türklerde “Kuzey” ile “Kara” kelimesinin siyasi öneminden dolayı kullanılan “Kara” kelimesi ile yakından ilişkisi olsa gerekir. Çünkü Türklerde “Kara” kelimesi; Büyüklüğü, yüksekliği ve kuvveti temsil ediyordu. Mesela; Türlklerde bir kişi Hakan ile görüşeceği zaman protokol icabı olarak yüzünü siyaha boyardı. Bu yedi yörenin yerlerinde hala ev kalıntıları bulunmaktadır.

AKVİRANI OLUŞTURAN VİRANELER

  1. AKÇEŞME VİRANESİ: Bu yerleşim merkezi Akören’in 5 Km. kadar kuzey batısındadır. Burada yöreye adı verilen çeşme halen mevcuttur. Çeşmenin kaynağındaki su deposunun (havuz) mimari tarzına bakarak, bu yerleşim merkezinde gayri islami devirlere ait bir yaşantının varlığı söylenebilir. Akçeşme günümüze kadar zaman zaman tamir restore edilerek korunmuştur. Çeşme civarı bugünde piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Yine bu yörede (Kisecik taraflarında) tarihi bilinmeyen ancak Bizans devri Greg başlığı olan Korantlara, ayrıca İyon ve Dor nızamı tiplerine rastlanmaktadır.
  2. BAYINDIR VİRANESİ : Bayındır, Oğuzların sol kolu olan Üçokların Gökhan oğullarına ait bir boyun adıdır. Verimli bir arazi olan Bayındır viranesi bir Oğuz ve Selçuklu köyü kalıntısıdır. Akören’in buradaki su pınarlarından başka kaynak ve pınar suyu yoktur.
  3. YUKARI YARIMCA VİRANESİ : Akören’in güney ve güney doğusunda bulunan koruluğun bitişiğinde olan bir iskan bölgesidir. Burada önemli sayılacak arkeolojik kalıntılar yoktur. Bu bölgedeki su depolarının mimari tarzı Osmanlı dönemine aittir. Bunda 200 – 220 yıl kadar evvel Yukarı yarımca viranesinde yaşayan halk susuzluk nedeni ile tamamen Akören’in şimdiki yerleşim bölgesine taşınmıştır. Akören’in Hacılar Mahallesinin tamamen bu bölgeden geldiği söylenmektedir. 
  4. AŞAĞI YARIMCA VİRANESİ : Yukarı Yarımca viranesi ile Aşağı Yarımca viranesi birbirine çok yakındır. Yalnız Aşağı Yarımca Yukarı Yarımca dan çok eskidir. Bu iki viraneyi birbirinden ayırt etmek için, yüzey şekli itibari ile biraz yüksekte olan kısma Yukarı Yarımca diğerine Aşağı yarımca adı verilmiştir. Aşağı yarımca daha geniş bir alanı kaplar ve verimlidir. Burası önceleri 50-60 hanelik bir köy iken sonraları büyüyerek genişlemiştir. Buradaki su deposu işini gören sarnıç kuyunun yapı tarzı Selçuklu tarzıdır. Mevcut sarnıç kuyu zamanla artan nufusün su ihtiyacını karşılayamaz duruma geldiğinden halk ikiye bölünmüştür. Bunlardan bir kısmı Akviran’ın bugünkü bulunduğu mevkiye diğer kısmı da şimdiki adıyla Orhaniye olarak bilinen köyün bulunduğun yere yerleşmişlerdir. 
  5. ERTAŞ BOĞAZI VİRANESİ : Bugünkü Orhaniye (3 Kimse- İskise) köyünün 3 Km. kadar doğusundadır. Bugünkü may barajının batısındaki vadide doğu romalılara (bizans) ait yerleşim kalıntıları hala mevcuttur. Bunlar kalın duvarlı yıkıntılarıdır. Ertaş Boğazında yıllarca ikamet eden virane, halka vadi tabanındaki bu yerleşim merkezinin zaman zaman sel felaketleri yüzünden olumsuz sonuçlar doğması sebebi ile teraslara yerleşmenin daha uygun olacağını düşünmüşler ve yöre halkı dağılarak Orhaniye ve Akviran’a yerleşmişlerdir. Akviran’dan Ağalar Mahallesinin bir kısmını teşkil eden aileler (Ganioğulları ve Kadıoğulları) denen oymak Ertaş Boğazından gelmişlerdir. Bunlar Ertaş, Ersoy, Erharman ve Harmancı soyadını taşıyan ailelerin dedeleridir. 
  6. MİHRAP VİRANESİ : Burası gayri islami devirlerden kalma bir yerleşim merkezidir. Burada bulunan işlemeli taşlarda Roma uygarlığının izleri vardır. Bu taşlarda üzüm salkımı ve şarap ayinlerini gösterir resimlere rastlanmaktadır. Bu viraneye Mihrap isminin verilmesinin asıl sebebi şudur: Rivayete göre; Osmanlı Ordusu Karamanoğulları üzerine yapılan seferde bu yerleşim merkezinde mola vermiş, gayri islami devirlerden kalma bir taş Mihrap olarak kullanılmış ve ordu burada Cuma Namazı kılmıştır. Dolayısı ile viranenin adı bu taş dan gelmektedir. Diğer viranelerde olduğu gibi bu yörenin halkıda su yetersizliği nedeni ile Akviran’a yerleşmiştir. 
  7. KAYI BELENİ (KAYIDERESİ) VİRANESİ : Bugün hala aynı isimlerle anılan bu yerleşim merkezindeki halk daha öncede belirtildiği gibi Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır. Bu yerleşim merkezi verimli fakat küçük bir vadidir. Toprakların gittikçe artan nufusa kafi gelmemesi ve birde komşuları olan Akçeşme halkının Akviran’a yerleşmesi nedeni ile burada bulunan Akviran’a göç etmiştir. 

VİRANELERDEKİ HALKIN AKVİRAN’A YERLEŞMESİ

Sayılan bu yedi örenden meydana gelen insanların oluşturduğu (Kasaba) İçenin bugünkü durumu incelendiği zaman Selçuklu ve Osmanlı köylerinden arta kalan bir yerleşim merkezi olduğu görülürse de kesin olarak bir yerleşim merkezi oluşu 17. ve 18.yüzyıllara rastlamaktadır. Bunu arazi defterleri ve bugüne kadar devam eden vakıf belgelerinden anlamaktayız.

Akviranın büyümesi ve gelişmesi .Dünya Savaşında sonra olmuştur. Bunun bir diğer sebebi de Bozkır İlçesi halkının ticaret amacı ile gelip geçerken yol uğrağı olması sebebi ile gelmeleri ve zamanla buraya yerleşmeleridir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE AKVİRAN BUCAĞI

Ören yerlerindeki halkın 200 yıllık bir tarih dilimine dayanan göçleri daha önce belirtilen sebeplerden dolayı Akviran 17. yüzyıldan itibaren bir yerleşim merkezi durumuna gelmiştir. Rivayetlere göre o dönemde yöneticiler seçimle değil hatırı sayılır, arazisi bol kişilerin teklifi ile işbaşına getirilir ve yine uzun süre bu görevi yürütürlerdi. Örneğin; Ömer Çavuşun oğlu Hasan Ağanın bu usulle 35 yıl muhtarlık yaptığı anlatılmaktadır. Mahalli yöneticiler bu şekilde belirlenirken 1914-1944 yılları arası Bucak ve Belediye Hizmetleri birlikte yürütülmüş, 1933-1942 yılları arasında Muhtarlık kaldırılmıştır. Belediye Meclisince bu görevi yürütebilecek Mahalli Mümessilleri seçmeye başlanmıştır. 1942 Yılına kadar devam eden bu durum aynı yıl çıkarılan bir kanunla terk edilmiş ve Muhtarlar köy halkı tarafından oylama ile seçilmeye başlanmıştır.

Akviranın toplum haline geldiği yıllar Osmanlının çöküş dönemine rastlar. Bir zamanlar üç kıtaya hakim olan Osmanlı İmparatorluğu çeşitli iç ve dış nedenlerle parçalanma durumuna gelmiş nihayet 1914 yılında .Dünya Savaşında kaybedilen toprakları geri alabilmek umuduyla Almanyanın yanında savaşa giren Osmanlı Devleti Almanyanın savaşı kaybetmesi ile mağlup devletler arasında yer almış ve 30 Ekim 1918 yılında şartları çok ağır olan Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak durumunda bırakılmıştır. İtilaf Devletleri daha sonra 10 Ağustos 1920 yılında imzalanan Sevr antlaşması ile güvenliklerini tehlikede gördükleri gerekçesi ile Anadolu topraklarının dört bir yanından işgal ve yağmalamaya gitmişlerdir. Buna göre; En eski ve tarihi yerleşim birimlerinden biri olan Konya ve Antalya Bölgesi İtalyanlarca işgal edilmiştir. Fakat İtalyanlar fevri saldırıları ve gayri ahlaki davranışların dışında İngilizler ve Fransızlar gibi sivil halka mezalim yapmamışlardır.

22.04.1920 Paris Konferansında istedikleri sonucu alamayınca geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kasaba halkı Osmanlı Devletinin Ruslarla yaptığı savaşta (1877-1878) cepheye asker göndermiş, bunlardan geri dönen olmamıştır. Birinci Dünya Savaşı nedeni ile ilan edilen seferberlikte de Akviran halkı cepheye koşmuş bu seferde de gidenlerden pek azı geri dönebilmiştir. Çoğu cephede şehit düşmüş bir kısmı da hastalık ve açlıktan ölmüş yada kaybolmuştur. Daha sonra 1919 yılında Kurtuluş Savaşı başlamış ve 1922 yılının Eylül ayına kadar sürmüştür. O dönemde bugünkü Seydişehir İlçesi Akviranın da dahil olduğu bu bölgenin Askerlik Şubesi idi. Yine bu savaşa da 1316 (Rumi) ve daha yukarı doğumlular askere alınmış bu savaşta da bir çok şehit verilmiştir. Milli mücadeleye katılan kişilerden hiçbiri bugün hayatta değildir.

1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler Anadoluya yayılmış yaşadıkları ekonomik hayatın gereği göçebe olduklarından Rumlarla yakın ilişki içine girmişlerdir. Anadolu tamami ile Türk hakimiyetine girdiğinde de Türk Rum ilişkileri eskisi gibi devam etmiştir. Türklerde Hristiyanlığın kökünü kesmek gibi bir düşünce hiç olmamış bilakis Türkler egemenlikleri altındaki ahalinin hoşuna gidecek idare sistemini tatbik ederek onların teveccühünü kazanmış buralara sahip olmuşlardır. Ne varki Rumların Türkelere aynı şekilde samimiyetle yaklaştığını söylemek mümkün değildir. Akviran Halkından 1314 Doğumlu İsmail KARAASLAN İstiklal Savaşında çeşitli cephelerde çarpışırken hatıralarına şu notu yazmıştır: “İstiklal Harbi ortalarında Yunan işgal kuvvetleri Afyon’a geldiği zaman ben Canıp Cephesi Karargahında askerlik görevimi yapıyordum. Karargah istasyonda Bağdat Otel binasıydı. Afyon’un düştüğünü üzüntüyle öğrendim. Konya’da “Bodos” adında yerli bir Rum vardı. Tanıdığımız bu Rum Akviran’da ticaret yapardı. Akviran da gayrimenkulleri, ambarları, dükkanları vardı. Onun evine gitmiştim. Orada bulunan bir Rum bana sordu.: “Afyon düştü mü? Bizimkiler (Yunanlılar) Afyona girmişler, doğru mu?” de

Ben bilmem dedimse de. Bilirsin bilirsin ama doğru söylemezsin, bizimkiler artık geliyorlar. Akviran da 5 kişi var. Bunların; Sinek olup, burnundan girip, arkalarından çıkacağım, dedi.

Sebep nedir, bunlar kimdir, diye sordum...

Akviran da Veyis Efendi (o günüm münevver ve idarecilerinden), Halimoğlu Halil efendi, İbrahim Ağa, Hatunsaraylı Mustafa Cırık, Orhaniye köyünden Hacı Hasan efendi bunlar benim dükkanımı ve ambarımı Hükümet Konağı, Hapishane ve Nezarethane yapmışlar evimide Jandarma Karakolu yapmışlar bunlardan hesap soracağım” dedi. Yani Yunanlıların Anadoluyu işgalleri bizim yerli Rumları çok memnun etmişti. (6)

AKÖREN’İN İLÇE OLUŞ VE TARİHÇESİ

XVI.Yüzyıl Başbakanlık Arşivi ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün arşivlerinden (7) anlaşılacağı gibi Akviran köyü Konya Sancağının Hatunsaray Kazasına bağlı iken Askerlik Şubesi olarak ta Askerlik işlemleri Seydişehir aracılığı ile yürütülmekte idi. Akören’e idari ve inzibatı kuruluşların gelişi 1912 yılında olmuştur. O zamanlar Akören Çumra İlçesinin bir köyü idi. 4 Ağustos 1914 yılında Akören Bucak olmuş ve aynı tarihte Belediye teşkilatı kurulmuştur. Akören’in İlçe olması için 1926 yılında girişimler olmuşsa da bunlar sonuçsuz kalmıştır. 1958 yılındaki girişimler sonucu Vilayetten İlçe olmak üzere olumlu karar çıkmıştır. Bu defa da 27 Mayıs 1960 İhtilali araya girmiş, İlçe olma isteği bir kez daha sekteye uğramıştır. Adli Teşkilat 1953 yılında Akören Bucak iken kurulmuş fakat 5 yıl hizmetten sonra 1958 yılında Çumraya kaldırılmıştır.

AKÖREN’DEKİ TARİHİ ESERLER

Akören tarihi eser yönünden oldukça zengindir. Yarımca mevkiinde Selçuklulardan kalma olduğu sanılan bir Sarnıç, Akçeşme mevkiinde mezarlar ve bunlara ait mezar taşları ile yine Selçuklulardan kaldığı sanılan bir köprü bulunmaktadır. Akören’in merkezi sayılan Çeşme Camiinin avlusunda bir su deposu bulunmaktadır. İlçenin kuzey batısında bir dağda savaş zamanında kazıldığı sanılan 4 tane bölmesi olduğu bilinen bir mağara bulunmaktadır. İlçedeki en eski yapı 1850 yılında inşa edilen Koca Camiidir. 1916 yılında Koca Çeşmenin ise Sillede oturan Rumlarca yapıldığı belirtilmektedir.(8) Bugüne kadar Akören tarihi yeterince araştırılmamıştır. İnanıyoruz ki çevrede yapılacak arkeolojik araştırmalar İlçenin tarih öncesi ve sonrası dönemlerini aydınlığa kavuşturacak yeni bilgiler ortaya çıkaracaktır.

Daha detaylı bilgi için tıklayınız.

221 52 52
Bu Web Sitesi, T.C. Mevlana Kalkınma Ajansının desteklediği "Yenilenen Tanıtım Vizyonu ile KTO" Projesi kapsamında hazırlanmıştır. İçerik ile ilgili tek sorumluluk Konya Ticaret Odası’na aittir ve T.C. Mevlana Kalkınma Ajansının görüşlerini yansıtmaz.
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim